Sunday, March 19, 2006

SHE WAS GONE.....


KANATLARIMI KANATTIĞIM AN.......
bugünden geriye doğru 365 gün gittiğimizde karşımıza o siyah gün çıkıyor.
1 hafta öncesinden onu saran telaş ve heyecan...arkadaşlarıyla birlikte geçireceği eğlenceli zamanların hayal edilmesi...1 sene öncesinde aynı geziye benim de katılmış olmam...benim bu gezide de bulunmamı istemesi...hiç adeti olmadığı üzere bu gezi için alışveriş yapması...yeni eşofmanlar, yeni ayakkabılar, yeni t-shirtler,...
son telefon konuşmamız...ses tonundaki mutluluk titreşimleri...mayosunu yanına alıp almama konusundaki kararsızlığını bana sorması ve benim ısrarla almasını ve çok eğlenmesini istemem...

ikimizin aklında uçuşan 1 sene öncesi anıları...1 sene öncesinde otel odasında yanımdaki yatakta uzanıp mutluluktan ağlayışı...keşke bu güzellikleri sana daha çok yaşatabilseydim deyişi....bütün olanlar yüzünden yeniden babamı suçlayışı...bütün bunları haketmediğim düşüncesi...sahilde dolaşırken, iskelede durup parmağıyla almamı istediği taşları işaret etmesi...gülüşmelerimiz...

son telefon konuşmamız...kuzenimin ve ailesinin geçirdiği sıkıntılı dönemi anlatırken ağlamaklı oluşu ve benim dayandığım zor şartların farkına varması ve beni takdir etmesi...benimle gurur duyması...

o cümleler hayatım boyunca kulaklarımda fısıltı olacak...

oteldeki ilk geceleri...bana anlatılanlar kadarı...bi süre odalarında dinlendikten sonra akşam yemeğine inmeleri ve gece geç saate kadar sürdürdükleri neşeli sohbet...benim hakkımda geçen konuşmalara verdiği cevap...babam hakkında verdiği son kararlar...

ve sabah...

o pırıltılı gecenin siyah sabahı...

telaş...

ve uçuş...

sen bundan çok korkardın...gitmek istemezdin hiç...o soğuk metal çekmecede olmayı da istemezdin...karanlık istemezdin...toprak istemezdin...benden uzakta olmak istemezdin...

çok üzgünüm anneciğim...ve çok özlüyorum...

sana verdiğim tüm üzüntüler için özür diliyorum senden...senden uzak olmayı seçtiğim için...ama seni hiç bırakmadım biliyorsun...

sen benim ilgiye doymayan bebeğimsin...bense sana sarılan anne kolları...yerini hiç bir şey ya da hiç kimse alamaz...

odamın her yerinde farklı dönemlerdeki resimlerin var...gözümü açar açmaz sana bakıyorum...seninle konuşuyorum...senden güç alıyorum...

yazmak çok zor...

yaşamak daha da zordu...

kimse bilemez...

beni izlediğini biliyorum...

beni merak etme...

çevrem dostalarımla ve dostlarınla çevrili...

herkes beni merak ediyor ve beni düşünüyor...

bugün çok tuhaf bi gündü...uzun bir süredir bugünü tasarlamıştım kafamda...yapmak istediğim şeyler vardı...bugüne özel şeyler...bugüne ait ritüeller olsun istedim...ama hiç bir şey yapamadım...hatta tam tersi oldukça sıradan geçti günüm...bomboştum her zamanki gibi...ruhsuz...ben çok daha yoğun olabileceğimi düşünmüştüm...ama sadece boşluk vardı...

aslında yapmak istediğim şey: her yıl, ayın bu gününde antalyadaki o otelin senin bulunduğun odasında kalmak...bunu mutlaka yapacağım! bunu yapmak istiyorum...

keşke burda olsan ve bana yön göstersen...keşke sorabilsem...keşke bana kızsan...

aklım ne zaman geri gelip eski yerine yerleşecek merak ediyorum...yoksa bu hiç olmicak mı...ilaçlar olmadan katlanabilecek miyim güne?

AVE MARIA...

şu an'a çok uydu...

günlerdir LOSTun aynı bölümünde asılı kaldım...yaklaşık 3 kez sonunu getiremeden izledim durdum...jack, babasının ölüm dönemini çağırıyor hafızasına ve her yerde onun halisünasyonunu buluyor...babasını ilk teşhis ettiği an...boş tabutu parçalayarak kırması...

365 gün önce değişti her şey...ben gitti...gözlerimin algıladığı dünya gitti...sanki evler-arabalar-sokaklar-ağaçlar-çimler-her şeyler süngersi bi yapay dolgu maddesinden yapılmış gibi...hiçbiri gerçek değil...gerçek diye bişi de yok zaten...

ben gerçekten fenayım ve bu ağır ruhu ne zamana kadar taşıyabileceğim bilmiyorum...

en kötüsü içinden hiç bişi gelmemesi ve geçmemesi durumu ki bu gerçekten de en kötüsü...

KALP--> İLK ÖNCE O BAŞLADI, EN SON O DURACAK...

SENİ SEVİYORUM ANNEM, İYİ Kİ SENDEN BİR PARÇAYIM!

1 TANE KIZIN PELİN

1 comment:

elvira said...

Yaşamadan anlayamadığımız şeyler vardır. Bu da onlardan biri sanıyorum. Her ne kadar, "anlıyorum, yanındayım" denilse de, ışıklar sönüp yastığa başını koyduğun an tüm evrenin ışıkları sönmüş ve sadece senin başucu lamban yanıyodur. bu yüzden söylenicek herşey anlamını yitirir. aynen 365 gün öncesinde söylediklerim veya söyleyemediklerim gibi.. "iyi anmak, andığın zaman gülümsemek" Elimizde tek olan şey bu sanırım. Çaresizsek kabullenmeliyiz ki devam edelim. Bence yapılması gereken bu. Yoksa onun bulunduğu yerde her yıl bulunup kendine acı çektirmek anlamsız. Bunun aksini yapmak da duygusuzluk, hissizlik değil. Bazen yok saymak gerekir.

Devam etmek için.