Saturday, November 11, 2006

YOU MUST BE CONCENTRATE!



Dün gece başlayıp bu sabah ancak tamamlayabildiğim -her zamanki gibi uykuya teslim olup:P- dark city hakkındaki görüşlerimi sunmak istedim....başlarda sıradan bi klasik film edasıyla başlayıp ortalarda ne olduğu belirmeye başlayan, sonunda da darbeyi vuran film...matrix le olan benzerliği su götürmeyen bu filmde matrix den daha derin bişi anlatmaya çalışılmış bana kalırsa. Matrix i bütün o görsel efektlerden arındırdığımızda geriye kalan konunun özünü dark city güçlü bi etkiyle veriyor .
Aslında bütün anlatılmak istenen şu ki: hedefini belirle, tüm enerjini ona yönlendir, konsantre ol, düşüncelerini tek bi noktaya odakla ve önüne çıkan tüm düşman ve engelleri içindeki bu güçle alt edip kendi dünyanı yarat...-create your own world-bu çağda herkes buna yönelmiş durumda...discovery de izlediğim bazı belgesellerin konusu bu, günümüzün önemli felsefecileri buna kafa patlatıo ve bu konuda sınırları olabildiğince zorlamaya çalışıolar. yaşadığımız dünya bize yetmez oldu...dar gelir olduk...kabımıza sığamaz taşar olduk...sorgulama başladı...bu yaşadığımız dünya, dünya değilse? Ben, ben değilsem? Annem, annem değilse? hergün alışveriş yaptığım marketteki kasiyer, kasiyer değilse? evimin duvarı, evimin duvarı değilse?.................hepimiz bi truman show un içinde buluverirsek kendimizi.....
Yaşadığım derin acının ardından ben de aynen böyle hissetmiştim kendimi...etrafdaki her şey; evler, arabalar, taş parçası, çimen, sinek.....her şey sanki köpükten yapılmış sahte bi maket gibi görünmüştü algılarıma bi süre...
o tuhaf giyimli, kel kafalı, kanı çekilmiş, uçan, kaçan , saldıran amcalar topluluğu yaratıcıyı temsil edio bence...yaratıcı ve bilinmeyen güç....yaratıcı gücü elimine edip kendini silkeleyerek, "hulen, nooluyoruz! Ben nerdeyim? Kimim?" demeye başladığın an kafandaki shell beach in fotoğrafı belirmeye başlıo ve onu yaratmak ve oraya ulaşmaya çalışmak için çaba sarfetmeye başlıosun....sana sunulanla yetinmeyip senin istediğine varmaya çalışmak....hayatdaki en önemli çaba bana kalırsa.....
İş yerinde etrafını çevreleyen insanlar topluluğu sana çok mu uzak, yaptığın iş seni tanımlamıyor ve sana bir şey katmıyor mu, sevgilin seni anlamanın yanından bile geçemior mu, giydiğin kıyafetler -ki aslında senin üniformandır, hakkında bi çok ipucu verir- seni yansıtmaktan çok mu uzak.....o zaman senin için silkelenme vakti gelmiş......sadece konsantre ol, yok et ve yeniden yarat.....kendi dünyanı yarat dayatmalar olmaksızın...olay bu!
Filmin son sahnesi de benim için şaşırtıcıydı....geçenlerde reQuiem for a dream i izlemiştim....başroldeki jennifer connelly'yi requiem for a dream'in son sahnenin neredeyse birebir aynısını canlandırdığını görünce şaşırdım ve tesadüfün bu kadarı olabilir mi diye düşündüm ister istemez. Denize doğru uzanan tahta iskele ve uzaklara dalıp giden kız...Ayrıca bar da sway i seslendirme sahnesi ile de beynime kazındı kendileri....
Dark city 1998 yapımı bi film. matrix in yapımına ise 1999 da başlandı. ben bu iki filmi izlediğimde ise sanki arada 10 yıl varmış hissine kapıldım. Matrix çılgınlığının yanında arada kaynayıp gitmiş bi film....olayın baş kahramanı john murdoch'ı canlandıran rufus sewel yine başarılı oyunculuk çıkarmış. Kiefer Sutherland'ın da ondan aşşa kalır yanı yok ve hatta ondan daha iyi.
Acebaa günümüzde ya da ilerde anı yüklemesi mümkün olabilecek mi ki?...ne ilginç sonuçları olurdu bu durumun....
Filmin sonu ticari kaygılar nedeniyle değiştirilmiş....
Kısaca bilim-kurgu türünün en önemli parçalarından biri bence bu film. Geçmişten esinlenebileceği çok az şeyi alıp geleceğe daha önce eşi görülmemiş bi konu aktarmış. 12 monkeys ve se7en filmleriyle de benzerlikleri bulunuyor. şehrin karanlığı, insanın yalnızlığı ve geçmiş sorgulamaları ve geleceğin inşaası hakkında dadından yenmeyen bi film olmuş....
FİLMDEKİ BAZI İPUÇLARI:
*"i feel like i am living out someone else's nightmare"..
*filmin başında coming soon: book of dreams yazar. sonunda ise now playing book of dreams der.
*adam uyandıktan sonra giyinirken sandalyenin üstünde olmayan bir ceketi nerden bulupta giyiyor?
*biraraya gelip, konsantre olan, dudakları titreyerek, kocaman kocaman binalar yapabilen uzaylılarımız nasıl oluyor da yangın merdivenine sıkışan paltosunu kurtaramayıp can veriyor?*matrix de trinity in filmin basinda catidan catiya atladigi sahne aslinda bu filmin setinde cekilmistir.
*filmin basinda john murdoch in kaldigi odanin numarasi 614. bir de sole bir sey var belki alakalidir, incil' de john 6:14 adli bolum gelecek olan bir kurtaricidan bahseder.
*filmi seyrederken soracağımız sorular neden?..şeklinde olursa filmin akışından rahatsız olabilirsiniz. çünkü film nedenlere bağlı olarak gelmişmiyor. sonuçlar ve kontrolsüzlük sonucu insanların kaderlerinin, hayatlarının onların elinden nasıl alındığına dair bize ufak bir tanrıcılık oyunu sergileniyor. aslında ilk seyredildiğinde şu da düşünülebilir: eğer bir yaratan varsa bu yaratanın bizim ufacık akıllarımızın içindekileri zırt diye silip onları yeniden yazıp bizi aslında şu anda bulunduğumuz tüm herşeyden alıp başka biri yapmaya gücü varsa, nerden bilelim bizim binlerce defa hayat değiştirmediğimizi?...işte bu soru çok ürkütür o anda insanı. yani siz kendi normal yaşantılarınız içinde bir tanık koruma programı dışında ilahi bir varlık tarafından alınıp tüm geçmişiniz yokedilerek yeni biri olsanız ve zaman denen kavram da buna dair bükülmelerini yapsa, bambaşka biri olarak yaşayabilirsiniz. buna imkan var aslında. ama biz kendi kabuklarımızın içinden sıyrılmayı öyle kolay kolay seçmeyiz. bizim yerimize bizi vareden şey bizi zaten değiştirir, yontar, semirir. buna razı oluruz ya da bilmeden buna değiştim ben deriz..kontrol..işte filmin ana konusu bu aslında. kontrol ve güç nerdeyse ve kimdeyse o artık efendidir. sadece bilemediklerimizin peşinden gidersek hayatlarımız heba olur öyle değil mi?..sadece soru soran sokrates hakettiği şeyden çok uzak biçimde öldürülmüştür. binlerce örneği vardır bunun. soru sormadan uyuz eşşekler gibi yaşa..öyle yaşa ki canın hiç yanmasın. sıkıcı bir hayat mı?..bu da gelir bu da geçer canım nesi varmış...ama işte soru sorarsan, shell beach nerde diye ısrarla dibine kadar kazırsan olacaklar da budur. azmetmeden, çaba sarfetmeden evrende tek bir sırra dahi vakıf olamazsın. tüm bunlar düşünüldüğü zaman insanın aslında ne kadar aciz ve güçsüz olduğunu da gösterir bu film. ama biri çıkar, tüm bunları değiştirir. o da bir insandır halbuki. al sana paradoks..neyiz ulan biz nerden geldik nereye gidiyoruz diyerek cinnet geçirmeden önce son söyleyeceğim şudur ki karanlık bir şehirdesiniz siz de aslında. ölene dek de bunu öğrenemeyeceksiniz.
*john murdoch bir gece uyandiginda kendini hafizasini yetirmis bir sekilde, param parca edilmis bir kadin cesedi ile ayni odada bulur. murdoch tum film boyunca gecmisi hatirlamaya calisirki gelecegini degistirebilsin. bu sehirde saat on ikiyi vurdugu an , her sey durmaktadir ve etrafda siyah giysiler icinde gezinen gizemli adamlar, sehirdeki insanlarin gecmislerini ve anilarini degistirmektedirler. bu gizemli adamlarin guclerinin tam siniri anlasilmadigi gibi, sirf elerini kaldirip "sleep" (uyu!) emrini verdikleri anda karsilarindaki herkes direkten uykuya dalar, transa gecer. yakin zamanda murdoch bu zaman durmalarindan etkilenmediginin farkina varacak, ve sahip oldugu "will power"(irade gucu) ile zamani degistirip dark city'in esrarini cozmeye calisicaktir.murdoch mitolojide cok rastlanan, kelimenin tam anlamiyla ,dark city filminin, trajik kahramanidir. nitekim mitoloji de murdoch'a en benzeyen karakter oedipus dur. oedipus gelecekte annesi ile yatip babasini oldurucegini ogrendikten sonra ,tum hayati boyunca yasamis oldugu sehri terk ederek, kendine yine bir gelecek bulmak umidi ile yollara duser. fakat sonunda anlar ki, ne yapsa yapsin gelecek yazilmistir ve degistirilemez(mi acaba?). aslinda gelecegin yazilmis olmasi demek insanin ozgur iradesi olmadigi anlamina gelmez. mit boyunca oedipus herseye kendi ozgur iradesi ile karar vermistir ve nitekim de kacmakta oldugu geleceginden kacamamistir, ama bunun sorumlusu da kendisidir. dark city deki murdoch karakteri odepius un aksine gelecekle degilde gecmisle bogusmaktadir. ama iki olayin da anlatmak istedigi sey aynidir aslinda; insan kendi gelecegini secebilir, yarindan ne cikaracagi insanin elindedir. filmde mudoch'in zamani degistirebilme gucunun ismininde : "will power" (irade gucu) olmasi bu yuzdendir ki. film de murdoch irade gucunu kullanarak herseyi degistirmeye ve gunesli bir gelecek yaratmaya calisir. bu temayi daha fazla irdelemek gekirse, $u sonuc cikarilabilir: hayatimizda ki basarisizliklarinin hepsinin sebebini etrafimizda ki insanlarda degil de kendi icinde aramamiz gerekmektedir. bize dogustan verilmis olan irade gucunu nasil kullanacagimiz bizim elimizdedir. bu yuzdendir ki film aslinda bayagi varoluscudur (varolusculuk bize der ki elmanin elma olmak disinda bir sansi yoktur ama insanin kendine verilenlerle neler yapacagi onun elindedir sadece).insan dark city'i izledikten sonra sahip oldugu secenekler biraz da belirgin oluyor goze. simdi ya biz uyudugumuz uykuya, hic bir zaman uyanmadan devam ederiz , ve asla kendi bireyselligimizi kazanamayiz, ki zaten bu da toplumun i$ine gelir. cunku herseyi sorgulayan bir bireyin toplumun parcasi olmasi neredeyse imkansizdir. uykumuz devam ettigi surece basimiza gelen her kotu sey icin toplumu, ailemizi ve de daha kolayi devleti suclariz: "ailem beni daha iyi yetistirmis olsa mutlu bir insan olurdum, bana cocukken daha az kizsalardi daha caliskan biri olurdum, kendime guvenim daha cok olurdu"...ve bu keskeler sonsuza kadar gider. ne de olsa uyanmak zor, herkes bizim uyumamizi istiyor, onumuze bir yigin engel cikacak yolda. uyanirsak tekrar uyutulma sansimiz var, kim ugrasak o kadar seyle deyip misil misil uykuya devam! ya da uyanip , davranislarimizin bilincine varip, gecmisi gelecekle bagdastirmadan, gelecegi degistirmek icin elimizden geleni yapariz. fakat simdi :sleep!

2 comments:

Jazzy on Moon said...

Gerceklikle ilgili olarak benim de soyleyecek bir iki lafım var..
Benim tek bir gercegim var senin de cok iyi bildigin...

Jazzy on Moon said...

"Su sonuc cikarilabilir: hayatimizda ki basarisizliklarinin hepsinin sebebini etrafimizda ki insanlarda degil de kendi icinde aramamiz gerekmektedir."

Su siralar bunu dusunuyordum son zamanlarda yasadıklarımın ardından..

Eylemlerimizin konusmalarımızın sonucları bize geri donuyor o yuzden suclayacak biri varsa sadece kendimim..


Take your life in your own hands and what happens? A terrible thing: no one to blame.
-kim soledi bilmiyom..

We blame as one or the other affords more opportunity for exhibiting our power of judgment.

-Friedrich Nietzsche